paris olarak etiketli yazılar

Üçüncü gün – 28/12/09 – Paris’de Bisiklet Turu

Oha diyor insan şehirde bisiklet istasyonlarını görünce. Adamlar (Paris Belediyesi yani) şehrin heryerine onar yirmişer bisikleti koymuşlar, birinden alıp birine bırakabiliyorsun bisikletini, çok da ucuz fiyatlara. Benim gibi bisiklet sempatizanı için muhteşemdi, ağızda bıraktığı tat köpük helva gibiydi.

Dayım tabi bu durumu görünce üçüncü gün için bisiklet turu planı yapmış benim için. Günlerden pazartesiydi. Paris’de ikinci dalga bisiklet ile başladı :) Önce Çinlilerin (dayıma göre “yumuk” :) ben seviyorum yumukları) çoğunlukta olduğu yerlerden geçtik. Genelde kapalıydı dükkanlar (”dükkan” ne güzel bir kelime). Pazar günkü doğrultuda ilerliyorduk.

Önce Pere Lachaise Mezarlığı’nı ziyaret ettik. Nedenini hemen açıklayayım, ilki ve önemlisi Yılmaz Güney orada yatmakta. Yanan mumlar, henüz yazılmış notlar vardı oraya gittiğimde. Ben birşey yazmadım. İkincisi yabancı bir mezarlığa istanbulda girme şansım yoktu, merak ediyordum. Gerçekten çok farklı. Bu yazının devamını okuyun »

İkinci gün – 27/12/09 – Tour Eiffel

İkinci gün erkenden kalktık. Güneşliydi Paris, hatta 9 derece diyordu hava durumu… Şanslı adamım tabi. Başka bir dünyadan gelmiş havasını kırmak istedikçe ben dayım ve yengem inadına bana bambaşka şeyler gösterme niyetindeydiler :)

Sabah kahvaltısında 6 çeşit peynir tabakta ve açıklamaları her peynir tabağı saldırımda yağmur gibi yağıyordu :) Bizim köyün küflü tulum peynirinin bir türevi çok popüler orada. Şaşırdım. (Getirdiğim zaman yemeyen arkadaşların kulağına küpe olsun bu ayrıca ! :) ) Neyse sürekli yiyeceklerden bahsetmek istemiyorum ama kendimi de alıkoyamıyorum…

Günün teması “Tour Eiffel”. Şimdi benim gibi sadece ingilizce bilen cahil insanlar için (of bu tamlama çok iğneleyici oldu , özellikle İngilizce bilmeyen Fransız arkadaşlar için.) “Tour Eiffel” direk Eiffel Turu diye anlaşılıyor. Oysaki Fransızca “tour” kule demekmiş :) ben bunu saat 3 sıraları falan kendi kendime keşfettim. Çaktırmadım o ayrı :) Çok çakalım ya.

Bastillle Meydanı'ndaki Anıt

Bastille ile başladı gezimiz. Oradaki dev tiyatro yada kültür binasını da gördüm tabi. Bastille’in tarihteki yerinden sonra burayı bir meydan ve anıtla geçiştirmek canımı acıttı tabi. Olsun.

Bu yazının devamını okuyun »

Birinci gün – 26/12/09 – Paris’e gidiş

Saat 12 de bilinmeyene bir yolculuk gibi başladı o gün. Hiç bilmediğin birşeyi yaparken ortaya çıkıyor bence insanın kendine güveni :) Soruyorum “Çağdaş nereye gidiyorsun böyle?” bu soruyu Ankara’ya iş için gönderildiğimde de sormuştum. Pek de evcimen bi karakter değilim ama nedense -alışkın olmadığımdan sanırım- bu şekilde hissediyorum.

Cuma gecesi -yani bu düşüncelere kapıldığım sabahın bir öncesi, bir önceki gecesi- şirketin düzenlediği noel eğlencesine katılamadım, zaten bana oscar da vermemişler :) olsun. Bavul hazırlamak gibi bir uğraşım vardı tüm gece. Ala ala yanıma da iki tane pantolon, bir tane siyah uzun kollu giysi, iki de gömlek aldım (gömleklerden birini üzerimde götürdüm hatta), iki tane de hırka tabi. Çok fazla giysim mi var , yok tabiki. Neyse, işin stresi yavaşlattı diyelim.

Sözde üç buçuk saat süren uçak yolculuğu için saat öğlen 12:00 da çıktım evden işte… Su böreği, çay, metrobüs, metro diye uzadı gitti nesneler uçağa kadar. Yalnız olmak daha da geriyor, hava da bir güzel sorma. Öyle bir günde İstanbul bırakılır mı demedim değil vallahi.

Bir şekilde kendimi uçakta buldum. Köy otobüsü gibiydi gerçektende. Of ki ne of… O konulara girmiyorum tamam, bitirdim bu paragrafı da… Ama akılda yolculuk ile güzel şeyler de kaldı; güzel bir hava, güzel manzara, rahat bir kalkış :) Bu yazının devamını okuyun »

2010

Yeni yılın ilk yazısı bu. Çok da doluyum aslında. Tehlikeli birşey bu nitekim konu karman çorman olabiliyor kimi zaman. Yazıda da hayatta da sadelikten yanayım :)

Herkese mutlu yıllar dilerim öncelikle…

Yeni yılda Paris’deydim. İlk defa yurtdışına çıktım bu arada. Garip bişey. İnsanın dikkati nasıl yorulurmuş öğrendim. Çok güzel geçti evet ama beynim de şişti tam anlamıyla. Bir sürü şey var anlatacak dedim ya ama hepsini buraya aktarmam imkansız gibi, ama aklımdakileri listeleyerek aktarmak her zaman kolay gelmiştir bana. Gün be gün anlatabilirim size :) Anlatacağım…

Yavaş yavaş gençler… Sindire sindire…

1083 – Güneşli ve soğuk bir pazartesi aklıma gelenler…

Heyecanlı bir haftanın başlangıcı bugün, hava da güneşli İstanbul’da. Sabah üşüdüm ama… Astronot montumu giyerek ısıttım kendimi :) Evet hala giyiyorum onu. Bilmeyenleriniz vardır. Benim bir montum var şuan 10 yaşında :) evet yanlış duymadınız 10 senedir giyiyorum onu. Eskimedi gitti ya, sıcak da tutuyor biliyor musun? Kıyamıyorum. Zaten seviyorum da onu. İçinde kaz tüyü var. On senedir çekip çekip duruyorum tüylerini biraz inceldi gerçi, bir de kolunda ufak bir delik var, benim için sorun değil :)  Moda falan da pek takmayan bir insan olunca 10 sene giyebiliyorsun bir montu. Afferin bana bak, sevdim şimdi kendimi.

Moda öyle dayanılmaz, öyle çirkin bir şey ki, altı ayda bir değiştirmek zorunda kalırız.

Oscar WILDE

Ben bu kadar sert düşünmüyorum tabi. Oscar’ı kızdırmışlar sanırım o ara.

Bu arada işler yoğun ve değişik. Farklı farklı alanlarda işim var şuan. Uzun süredir böyle hissetmiyordum. Hoşuma gidiyor aslında yoğun olmak. Ama evde çalışmaktan pek hoşlanmıyorum. Çalışamıyorum nitekim.

Bu haftanın bir başka heyecanı da yılbaşında Fransa’da olabilmek için gereken schengen vizemin gelecek olması. Çarşambaya kadar gelir heralde. O değil de belge toplama işi zor yahu. Neyse… İtalya macerasından sonra artık Fransa macerasını Fransa’da yaşamak istiyorum :) İtalya’ya gidemeyişim de uhdedir içimde, ilgililere.

Aile ziyareti de olucak aslında bu benim için. Annemin tüm kardeşleri oradayken bizim burada yaşamamız babama garip garip bakmama neden olmuyor değil zaman zaman :) Onlar da çok sevindiler bu işe… Ayrıntıları sonra da paylaşırım. Nereye mi gideceğim ilk? Paris tabiki. Paris çalkantıların şehri olarak bilirim okuduklarımdan hep aslında, oysa ki çoğu insan aşk şehri falan der (ne alakası var yahu). Eiffel Kulesi’nin yapımındaki tartışmalardan, Louvre’un önündeki cam piramide ilişkin sert eleştirilere, geçmişteki isyanlarından, içinde yaşamış olan insanlara kadar tam anlamıyla “feci” bir şehir Paris. Google haritalarından bakınca cadde adını “Victor Hugo” olarak okuyunca ister istemez heyecan da yapıyor insan.

Steve Mccurry gözünden Hindistan

Steve Mccurry gözünden Hindistan

Niye bu kadar konuştu bu çocuk diyeceksiniz. Ben hiç yurtdışına çıkmadım çünkü, ama çoğumuzun yabancı olduğu çok yer gördüm. Gezmeyi de seven bir adamım ama zaman ayırıp yeterince gezdiğimi de düşünmüyorum. Ne öyleyim ne böyle anlayacağınız… Ben ortadoğuya, Bu yazının devamını okuyun »