dünya görüşü

Uçan Türkler…

Hezarfen[1] Ahmet Çelebi, (d. 1609 – ö. 1640) 17. yüzyılda Osmanlı‘da yaşamış Müslüman Türk bilgini. Kendi geliştirdiği takma kanatlarlauçmayı başaran ilk insanlardan olmuştur. 1623-1640 yılları arasında saltanat süren Sultan 4. Murat zamanında, uçma tasarısını gerçekleştirdiği ve geniş bilgisinden ötürü halk arasında, Hezarfen olarak anıldığı bilinmektedir. Hezar, Farsça kökenli bir sözcük olup 1000 anlamına gelir. Hezarfen ise “bin fenli” (bilimli) yani “çok şey bilen” anlamına gelir.[2]
Devamı…

Hoşuma giden bir animasyondu paylaşayım dedim hazır youtube yasağı yokken. Animasyon/Kısa Fim diye bir de kategori mi açsam? Bence güzel olur. İnsanın geçmişine sırtını dönmesi ne acayip değil mi? (Boeing e sevgiler. Lockheed Martin sen de az değilsin…)

Vecihi Hürkuş

Geçenlerde okuduğum kitapta Vecihi Hürkuş’un kim olduğunu öğrenmiştim. Bu cehaletle ben nasıl yaşıyorum şaşırıyorum gerçekten. Hadi kendimi geçtim böyle insanlar yetiştiren bu millet şimdi nasıl yaşıyor? Bu yazının devamını okuyun »

[eskiz] çarşı notu

Bugün bu satırları size Bahçelievler’de şaşırtan kalitede bir internet kafeden yazmaktayım. Google Chrome ve Gom Player görünce masaüstünde hayırdır inşallah demedim değil. Ha tüm gün internette olan adam neden çarşı izninde internete girer? Elbette sinema seanslarına bakmak için… Tabi bir de sivil hayatı özlemişim, acayip aforizmalar içindeyim aklımdakileri unutmadan yazmalıyım.

Çarşı Paris'de de çarşı işte… Çektiğim fotoğraflardan… photo by Çağdaş Özerşahin

Bugün çarşıya çıkan iki kısa dönemden biriyim, biz iki haftada bir çarşı iznini kullanabiliyoruz. Diğer bütün arkadaşlarım bir sonraki hafta çıkacak. Böyle rast gelmiş işte… Yalnız takılıyorum nitekim Ahmet nişanlısıyla buluşacak her zamanki gibi :) Umut ve Bahadır evci çıkmışlar onları da görürsem affetmem, öperim. Bu sabah mesela Bahadır’a atlayamadım, garip bi burukluk var içimde. Yarın da büyüyecek sanırım bu burukluk.

Yalnız kalmak deyince aklıma geldi. En çok yalnız kaldığım zamanlardan birisi nöbet vakitlerim. İnsan acayip düşüncelere dalıyor be. Çok kitap okuyorum diye sevgili komutanım beni koğuş nöbetine almış. Sağolsun daha da fazla okumaya başladım nitekim çapraz duruşta değil okumak gözünün dalması bile suç teşkil etmekteymiş. Böylece gözüm dalmıyor beynimle ortak hareket edebiliyor, yetişebiliyor hızına. En son Orhan Pamuk’tan Kar’ı okudum. Geç kalmışım evet… Şimdi dolabımda Bu yazının devamını okuyun »

25 Nisan 1961

Bu günü baharın ilk günü kabul ediyorum. Ankara’da karlı günlerin sonuna geldik diye ümit ediyorum. Sert bir kış oldu mu, evet oldu. Kar yağdı, yağmur yağdı, rüzgar esti; biz hep dışarıdaydık. Güneşin, baharın değeri şimdi daha net.

Bahar gelince yazın yaklaştığını da hissediyoruz tabi. Tüm hayallerimiz yaza odaklı. Bugün konuşuyorum arkadaşımla; çok değil diyorum, sevdiklerim olsun yanımda, eski bir yağ tenekesi, içinde 3-5 odun parçası ve bir de gecenin sesi. İster ağustos böcekli, ister denizli-dalgalı.

Japanese Plum Ume Blossom

Dün Ankara’da mutlu olduğum günlerden bir başkasıydı :) Balık yedim! Üstüne üstlük deniz börülcesi de buldum aynı mekanda, mükemmel bir de salata… Marmaris Balıkçısı restoranın ismi, mavi beyaz şirin bir yer. Hizmeti de güler yüzlü, temiz. Akşamına yemek yemedim tadı gitmesin diye…

İnsanoğlu işte n’aparsın… Böyle minik fani şeyleri ne de büyütüyor.

Dışarıya çıktığımda içeride olduğumdan daha fazla okuyorum sanırım. Gazetede gördüm, gazeteyi yırtıp aldım bulamam bir daha diye korkuyla :) Saçmalık tabi…

Nazım Hikmet’in yeni şiirleri, çok lafa gerek yok; Bu yazının devamını okuyun »

13-Eylül-2010

Dün oy verdik. Referandum için. Bir anayasal düzenleme paketi için. Kaç kişi değişiklikleri okudu bilmiyorum. Okuyanların kaçının düşüncesi sonuç ile aynı yönde bunu da bilmiyorum. Kaçı okudu da anlamadı, kaçı partizandı, kaçı samimi. Kaç kişi hesapçı ?

Demokrasi, cumhuriyet ve kuvvetler ayrılığı. Bu günlerin anahtar kelimeleri bunlar olmalı.

Çok fazla söylenecek şey var ama kime söylemeli bilinmiyor.

Demokrasinin çoğunluk diktatörlüğü haline geldiği,

Cumhuriyetin iktidar megalomanyası içinde kaybolduğu,

Kuvvetler ayrılığı ilkesinin yerle bir olduğu günlerden biri 13 Eylül 2010.

Sözün Bittiği Yerde Eylem Başlar

.

.

http://www.tekeldirenisi.blogspot.com/

1083 – Güneşli ve soğuk bir pazartesi aklıma gelenler…

Heyecanlı bir haftanın başlangıcı bugün, hava da güneşli İstanbul’da. Sabah üşüdüm ama… Astronot montumu giyerek ısıttım kendimi :) Evet hala giyiyorum onu. Bilmeyenleriniz vardır. Benim bir montum var şuan 10 yaşında :) evet yanlış duymadınız 10 senedir giyiyorum onu. Eskimedi gitti ya, sıcak da tutuyor biliyor musun? Kıyamıyorum. Zaten seviyorum da onu. İçinde kaz tüyü var. On senedir çekip çekip duruyorum tüylerini biraz inceldi gerçi, bir de kolunda ufak bir delik var, benim için sorun değil :)  Moda falan da pek takmayan bir insan olunca 10 sene giyebiliyorsun bir montu. Afferin bana bak, sevdim şimdi kendimi.

Moda öyle dayanılmaz, öyle çirkin bir şey ki, altı ayda bir değiştirmek zorunda kalırız.

Oscar WILDE

Ben bu kadar sert düşünmüyorum tabi. Oscar’ı kızdırmışlar sanırım o ara.

Bu arada işler yoğun ve değişik. Farklı farklı alanlarda işim var şuan. Uzun süredir böyle hissetmiyordum. Hoşuma gidiyor aslında yoğun olmak. Ama evde çalışmaktan pek hoşlanmıyorum. Çalışamıyorum nitekim.

Bu haftanın bir başka heyecanı da yılbaşında Fransa’da olabilmek için gereken schengen vizemin gelecek olması. Çarşambaya kadar gelir heralde. O değil de belge toplama işi zor yahu. Neyse… İtalya macerasından sonra artık Fransa macerasını Fransa’da yaşamak istiyorum :) İtalya’ya gidemeyişim de uhdedir içimde, ilgililere.

Aile ziyareti de olucak aslında bu benim için. Annemin tüm kardeşleri oradayken bizim burada yaşamamız babama garip garip bakmama neden olmuyor değil zaman zaman :) Onlar da çok sevindiler bu işe… Ayrıntıları sonra da paylaşırım. Nereye mi gideceğim ilk? Paris tabiki. Paris çalkantıların şehri olarak bilirim okuduklarımdan hep aslında, oysa ki çoğu insan aşk şehri falan der (ne alakası var yahu). Eiffel Kulesi’nin yapımındaki tartışmalardan, Louvre’un önündeki cam piramide ilişkin sert eleştirilere, geçmişteki isyanlarından, içinde yaşamış olan insanlara kadar tam anlamıyla “feci” bir şehir Paris. Google haritalarından bakınca cadde adını “Victor Hugo” olarak okuyunca ister istemez heyecan da yapıyor insan.

Steve Mccurry gözünden Hindistan

Steve Mccurry gözünden Hindistan

Niye bu kadar konuştu bu çocuk diyeceksiniz. Ben hiç yurtdışına çıkmadım çünkü, ama çoğumuzun yabancı olduğu çok yer gördüm. Gezmeyi de seven bir adamım ama zaman ayırıp yeterince gezdiğimi de düşünmüyorum. Ne öyleyim ne böyle anlayacağınız… Ben ortadoğuya, Bu yazının devamını okuyun »

Bence.

Yalnızlığı kendime yakıştıran hep ilk ben olurdum yıllarca. Lisenin sonuna doğru biraz bu olguyu kırdım sandım tam ki kendimi İzmir’de buldum kendimi. Üniversitede de yalnız geçirdiğim zamanlarda çok keyif aldığımı bilirim.  Topluca yapılan şeyleri de pek sevmezdim. Ta ki İstanbul’a taşınana kadar. Bu seranat çok uzamasın direk girelim konuya istiyorum. Buraya geldim geleli yalnızlıktan nefret eder oldum. Kimi zaman evde kimse olmuyor (çoğu zaman mı desem?) içim daralıyor. Eski evimde en az 5 kişilik kahvaltılar, dost kahkahalar alıştırdı beni yalnız kalamamaya.

Bir farklı İstanbul silüeti...

Fotoğrafladığım bir başka İstanbul silüeti…

Alışıyoruz işte. Çok basit aslında nedeni. Ama asıl önemlisi sanırım fedakarlıklara da, bencilliklere de alıştığımızı bir türlü düşünmememiz, aklımıza getirmememiz. Fedakarlık ve bencillik dedim ama siz bana bakmayın, en masum iyiliği ve en doğal kötülüğü söylemek en doğrusu sanırım bu durumda, neyse… Bu yazının devamını okuyun »

bin-dört

İstanbul yağmurlu bu aralar. Kasıma yakışanından giyinmekte sokaklar. Herkes uzun bir tatilden gelmiş, pazartesiyi takmayan kahkahalar var ofiste. Neşeli insanlar :) Güzel birşey bu çünkü genelde kış gelince hemen kaldıramaz insan önce bi depresif tavırlar takınır daha sonra o sıcaklığı hisseder.

29 Ekim’i kutladık geçen hafta. Boğaziçi Köprüsü’nden Kız Kulesine kadar heryerde havai fişek gösterileri yapıldı gün boyu geçen kutlamaların şenliklerin üstüne. Hiç fotoğraf çekemedim, makinam yanımda değildi. Zaten tripodsuz da çekemezdim. Ayrıca demeden edemeyeceğim, etrafımdaki herkesle konuştum da bunu ama hala bu düşünceden kurtaramamaktayım kendimi. Biz öyle bir milletiz ki cumhuriyeti bile militarist bir şekilde kutluyoruz. Askerler, savaş hikayeleri, acılar, çileler… Elbette bu bedellerin bilincindeyiz, ama bu bedeli bu dünya düzenini kabullenmiş gibi kutlamak benim algıma oturmuyor birtürlü. Oh süper savaşları kazandık, “kanımızla ıslattık toprağı”, düşmanı denize döktük, isyancıları astık cumhuriyeti kurduk.

Bu mudur? E bu çatışmadır, neresinde cumhuriyet? Cumhuriyet kısmını hep atlıyoruz… Hep unutuyoruz. Çok mu seviyorum cumhuriyeti o ayrı. Ayrıca konuşulur. (pek sevmiyorum, neyse)

Bu cumhuriyet böyle kuruldu demek değil orada kutlama yaparken askeri bir fırkateynin ışıkları açık bir şekilde boğazda demirlemesi… Öyle anlamlar taşımaya da çalışmamalı.

29 Ekim’den kopalım yavaşça… Old City Comedy Club’a götürdüler beni. Bu yazının devamını okuyun »

ne olmuş ? bugün mü olmuş ?

Bugün hareketli bir gün İstanbul için. Şu dakikalar haberleri izliyorum televizyondan. Webden aldığım haberlere göre kat be kat büyük olaylar yaşanmış Taksim’de.

Dünyanın her yerinde eylemlere sahne olur bu adamların kurumların toplandıkları şehirlerde.

Pek yorum yapacak bir durum yok aslında. Bu bir devlet terörüdür, kültür terörüdür.

Bugünün kahramanlarını aşağıda Bu yazının devamını okuyun »

Serseri Günlük

Tutarsızlıkları seviyorum… Beni zor durumda bırakmadıkları sürece…

Bu günlük de iyice tutarsızlaştı. Konusu yok, akışı yok. Tutarlı bir tutarsızlık hali :)

Fikrimin ince gülü No 1 : Aklımda uzunca süredir oyun hamurundan canavar yapmak var. 1 numero olmasının sebebi budur. İş listesi şu şekilde (bu aralarda nedir bendeki bu sıralama, listeleme aşkı..?) ;

orangegreenpurple

.

.

.

.

.

.

1 – Oyun hamuru al!

2 – Canavar yap!

3 – Canavar kendisini yesin!

4 – Canacarıun hareketlerini fotoğrafla ve film yap!

Fikrimin ince gülü No 2: Bu beni aklımda falan yoktu. Özmen balonu aklıma soktu bunu. Ne olacağını söyleyeyim Bu yazının devamını okuyun »