dünya görüşü

Sözün Bittiği Yerde Eylem Başlar

.

.

http://www.tekeldirenisi.blogspot.com/

1083 – Güneşli ve soğuk bir pazartesi aklıma gelenler…

Heyecanlı bir haftanın başlangıcı bugün, hava da güneşli İstanbul’da. Sabah üşüdüm ama… Astronot montumu giyerek ısıttım kendimi :) Evet hala giyiyorum onu. Bilmeyenleriniz vardır. Benim bir montum var şuan 10 yaşında :) evet yanlış duymadınız 10 senedir giyiyorum onu. Eskimedi gitti ya, sıcak da tutuyor biliyor musun? Kıyamıyorum. Zaten seviyorum da onu. İçinde kaz tüyü var. On senedir çekip çekip duruyorum tüylerini biraz inceldi gerçi, bir de kolunda ufak bir delik var, benim için sorun değil :)  Moda falan da pek takmayan bir insan olunca 10 sene giyebiliyorsun bir montu. Afferin bana bak, sevdim şimdi kendimi.

Moda öyle dayanılmaz, öyle çirkin bir şey ki, altı ayda bir değiştirmek zorunda kalırız.

Oscar WILDE

Ben bu kadar sert düşünmüyorum tabi. Oscar’ı kızdırmışlar sanırım o ara.

Bu arada işler yoğun ve değişik. Farklı farklı alanlarda işim var şuan. Uzun süredir böyle hissetmiyordum. Hoşuma gidiyor aslında yoğun olmak. Ama evde çalışmaktan pek hoşlanmıyorum. Çalışamıyorum nitekim.

Bu haftanın bir başka heyecanı da yılbaşında Fransa’da olabilmek için gereken schengen vizemin gelecek olması. Çarşambaya kadar gelir heralde. O değil de belge toplama işi zor yahu. Neyse… İtalya macerasından sonra artık Fransa macerasını Fransa’da yaşamak istiyorum :) İtalya’ya gidemeyişim de uhdedir içimde, ilgililere.

Aile ziyareti de olucak aslında bu benim için. Annemin tüm kardeşleri oradayken bizim burada yaşamamız babama garip garip bakmama neden olmuyor değil zaman zaman :) Onlar da çok sevindiler bu işe… Ayrıntıları sonra da paylaşırım. Nereye mi gideceğim ilk? Paris tabiki. Paris çalkantıların şehri olarak bilirim okuduklarımdan hep aslında, oysa ki çoğu insan aşk şehri falan der (ne alakası var yahu). Eiffel Kulesi’nin yapımındaki tartışmalardan, Louvre’un önündeki cam piramide ilişkin sert eleştirilere, geçmişteki isyanlarından, içinde yaşamış olan insanlara kadar tam anlamıyla “feci” bir şehir Paris. Google haritalarından bakınca cadde adını “Victor Hugo” olarak okuyunca ister istemez heyecan da yapıyor insan.

Steve Mccurry gözünden Hindistan

Steve Mccurry gözünden Hindistan

Niye bu kadar konuştu bu çocuk diyeceksiniz. Ben hiç yurtdışına çıkmadım çünkü, ama çoğumuzun yabancı olduğu çok yer gördüm. Gezmeyi de seven bir adamım ama zaman ayırıp yeterince gezdiğimi de düşünmüyorum. Ne öyleyim ne böyle anlayacağınız… Ben ortadoğuya, Bu yazının devamını okuyun »

Bence.

Yalnızlığı kendime yakıştıran hep ilk ben olurdum yıllarca. Lisenin sonuna doğru biraz bu olguyu kırdım sandım tam ki kendimi İzmir’de buldum kendimi. Üniversitede de yalnız geçirdiğim zamanlarda çok keyif aldığımı bilirim.  Topluca yapılan şeyleri de pek sevmezdim. Ta ki İstanbul’a taşınana kadar. Bu seranat çok uzamasın direk girelim konuya istiyorum. Buraya geldim geleli yalnızlıktan nefret eder oldum. Kimi zaman evde kimse olmuyor (çoğu zaman mı desem?) içim daralıyor. Eski evimde en az 5 kişilik kahvaltılar, dost kahkahalar alıştırdı beni yalnız kalamamaya.

Bir farklı İstanbul silüeti...

Fotoğrafladığım bir başka İstanbul silüeti…

Alışıyoruz işte. Çok basit aslında nedeni. Ama asıl önemlisi sanırım fedakarlıklara da, bencilliklere de alıştığımızı bir türlü düşünmememiz, aklımıza getirmememiz. Fedakarlık ve bencillik dedim ama siz bana bakmayın, en masum iyiliği ve en doğal kötülüğü söylemek en doğrusu sanırım bu durumda, neyse… Bu yazının devamını okuyun »

bin-dört

İstanbul yağmurlu bu aralar. Kasıma yakışanından giyinmekte sokaklar. Herkes uzun bir tatilden gelmiş, pazartesiyi takmayan kahkahalar var ofiste. Neşeli insanlar :) Güzel birşey bu çünkü genelde kış gelince hemen kaldıramaz insan önce bi depresif tavırlar takınır daha sonra o sıcaklığı hisseder.

29 Ekim’i kutladık geçen hafta. Boğaziçi Köprüsü’nden Kız Kulesine kadar heryerde havai fişek gösterileri yapıldı gün boyu geçen kutlamaların şenliklerin üstüne. Hiç fotoğraf çekemedim, makinam yanımda değildi. Zaten tripodsuz da çekemezdim. Ayrıca demeden edemeyeceğim, etrafımdaki herkesle konuştum da bunu ama hala bu düşünceden kurtaramamaktayım kendimi. Biz öyle bir milletiz ki cumhuriyeti bile militarist bir şekilde kutluyoruz. Askerler, savaş hikayeleri, acılar, çileler… Elbette bu bedellerin bilincindeyiz, ama bu bedeli bu dünya düzenini kabullenmiş gibi kutlamak benim algıma oturmuyor birtürlü. Oh süper savaşları kazandık, “kanımızla ıslattık toprağı”, düşmanı denize döktük, isyancıları astık cumhuriyeti kurduk.

Bu mudur? E bu çatışmadır, neresinde cumhuriyet? Cumhuriyet kısmını hep atlıyoruz… Hep unutuyoruz. Çok mu seviyorum cumhuriyeti o ayrı. Ayrıca konuşulur. (pek sevmiyorum, neyse)

Bu cumhuriyet böyle kuruldu demek değil orada kutlama yaparken askeri bir fırkateynin ışıkları açık bir şekilde boğazda demirlemesi… Öyle anlamlar taşımaya da çalışmamalı.

29 Ekim’den kopalım yavaşça… Old City Comedy Club’a götürdüler beni. Bu yazının devamını okuyun »

ne olmuş ? bugün mü olmuş ?

Bugün hareketli bir gün İstanbul için. Şu dakikalar haberleri izliyorum televizyondan. Webden aldığım haberlere göre kat be kat büyük olaylar yaşanmış Taksim’de.

Dünyanın her yerinde eylemlere sahne olur bu adamların kurumların toplandıkları şehirlerde.

Pek yorum yapacak bir durum yok aslında. Bu bir devlet terörüdür, kültür terörüdür.

Bugünün kahramanlarını aşağıda Bu yazının devamını okuyun »

Serseri Günlük

Tutarsızlıkları seviyorum… Beni zor durumda bırakmadıkları sürece…

Bu günlük de iyice tutarsızlaştı. Konusu yok, akışı yok. Tutarlı bir tutarsızlık hali :)

Fikrimin ince gülü No 1 : Aklımda uzunca süredir oyun hamurundan canavar yapmak var. 1 numero olmasının sebebi budur. İş listesi şu şekilde (bu aralarda nedir bendeki bu sıralama, listeleme aşkı..?) ;

orangegreenpurple

.

.

.

.

.

.

1 – Oyun hamuru al!

2 – Canavar yap!

3 – Canavar kendisini yesin!

4 – Canacarıun hareketlerini fotoğrafla ve film yap!

Fikrimin ince gülü No 2: Bu beni aklımda falan yoktu. Özmen balonu aklıma soktu bunu. Ne olacağını söyleyeyim Bu yazının devamını okuyun »

Bi bakıp çıkıcam be abi?

Böyle bahtsızlığa çöldeki bedevi bile üzülür…

Kimin ahı tuttu bilmiyorum ama İtalya’ya uçacağımız uçak firmasının uçuş lisansına el koyulmuş. Uçuşlar durmuş; falan, filan… Napıcak bu çocuklar dememişler. Diğer uçuşlar çok pahalı dememişler…

Terbiyesizler…

kazalgerdan

Yahu toplanıp ben yurtdışına çıkmayayım, üstüne zarar edeyim diye karar mı aldınız? (bir uçuş da iptal edilemez durumda. Patladı valla) Bir bakıp çıkıcaktım oysa.

Onu geçtim bu aralar herşeyde bahtsız bu çocuk. Bu yazının devamını okuyun »

Terelelli

Gündem az değişkenli çok bilinmeyen bir durumda. Askerlik, Deniz Feneri, mayın tarlası ve bir çok bilinmeyenin ardında aslında birkaç değişken saklı. Ülkemin güzel manşetleri günlük endişe ve yersiz coşkularla kuşatılmış durumda. Hep derler ya “Gündemi değiştirdiler, yaptıklarını gizlediler.” vallahi de billahi de inanıyor insan buna.

Mayın Tarlası!

Hükümetin “çözümü” yabancı bir firmaya verilecek olan görevin yanında temizlenen toprak da uzuuuunca bir süre bu firmaya bedelsiz bırakılması. Biz bu masalları merkez sağ hükümetleriyle bildik aslında ilk. Enerji ihtiyacımızı sağolsunlar yaparak-işleterek-devrederek giderdiler (?). Hatırlarsınız Mesut Yılmaz yargılandı en son bu yap-işlet-devret senaryosunun cebi dolgunlaştıracak şekilde kullanılmasından. Karayollarında da bu model pek kullanıldı. Halk arasında “cukka” diye nitelendirilen durumun yanında bir de işletme hakkı vardı daha ne istesin ihaleci fesatlar? Şimdi her yap-işlet-devret böyle midir sorularına elbette hayır diyeceğim. Ancak, temizini de göremedik ki?

Diyelim ki temiz. Peki sorarım en son ne zaman duydunuz, gördünüz iktidar haricinde tüm seslerin aynı şeyi söylediğini bu ülkede? Gözlerim yaşardı gazeteyi okuyunca bugün. Ha tabi bu yaşarmaya RTE’nin ilginç çıkarımlarının da payı var elbette. Kendileri demiş ki Bu yazının devamını okuyun »

Hasta Siempre

Diye bir şarkı var… Çoğunuz bilirsinizi zaten. Aslen bir ağıttır kendileri. Tabi bizim ağıtlara benzemiyor evet ama günün anlamı ve önemi açısından bunu uygun gördüm başlık olarak. Anlamı “Sonsuza dek” demek.

Bugün 1 Mayıs. Önemli bir gün evet. Çoğumuz bilmiyoruz. İşçi bayramı diyip geçiştiriyoruz. Oysaki birçok anlamı var. Emeğin anlamıdır bugün. İşçi bayramı olsa da, alın terinin uğraşın, didinişin hakkıdır bugün. İlk çıkışı direnişin günü olarak zikredilir ki benim ülkem dahil “birkaç” ülkede hala böyledir. Direnmeden olmaz.

Türkiye’deki emekçilerin çektiklerini, geçmişini birçok yerden okumuşsunuzdur heralde. Burada tekrar yazma gereksinimi duymuyorum. Bugün meydalarda ,televizyondan yada kulaktan dolma da olsa tarihe tanıklık ettiğimiz bir gün gerçekten de. Hoşgörünün bir yudumunun bile ne kadar güzel bir ortam yaratabileceğini gördük, keşke daha fazlasını da görseydik. Bu yazının devamını okuyun »

Güz Sancısı

Geçen hafta perşembe günü izledim Güz Sancısı’nı. Beğenip beğenmeyeceğimi bilmiyordum ama film hakkında birşey bilmeme rağmen iyi film diyen arkadaşlarım çoğunluktaydı. Herneyse filme yetişmek için apar topar çıktım. Filmin konusu dışında bilgim yoktu. Kim oynuyor, ne kadarını anlatıyor, kim yönetmiş…

Tabi film başlayınca bir bir gördüm oyuncuları…

Film devam etti oyunculukları gördüm…

Filmin konusu, 1955 yılında Yunanistan ve Türkiye arasındaki gerginliğin toplumdaki yansıları ve bunun meydana getirdiği 6-7 Eylül olaylarının azınlıklar üzerindeki yıkımı.

Azınlık dedim de aklıma geldi. Zaten sadece “gayr-ı müslim”  insanlara tanınan azınlık hakları (anayasal olarak Türkiye’de siyasi azınlık yoktur) günümüze kadar, her anayasayla, her darbeyle Bu yazının devamını okuyun »