Yeni bir heyecan edindim geçtiğimiz haftasonu. Bursa-Uludağ’da bir haftasonu geçirdim, kar tatili gibi birşey oldu. Daha önce hiç böyle bir tatil geçirmemiştim.

Kar tatili bir yana kayak tatili daha da bir başka durummuş. Ufuk geçen hafta bir turla kayak tatili yaptı, gitmiş kaymış, belini falan ağrıtmış, ama çok eğlenceliymiş… Zaten bizi de o  heveslendirdi. Aslında ben çok da heveslenmemiştim, esasında Funda’nın çok hoşuna gitti bu plan. Herneyse, biz de ayarladık kendimizi, aynı tura katıldık cuma akşamı ve Bursa’ya yola koyulduk kafileyle. Bu arada ben “Lüleburgazlıyım soğuğa alışığım” edebiyatı çekmeyeceğim size nitekim dağa spor ayakkabıyla çıkan bir ben varımdır heralde. Ya benim kışlık hiçbirşeyim yokmuş, ben onu farkettim. Neyse…

Kayağa ilgi duyan biri değildim. Bir de herkes bir yerlerini incitiyordu ben de açık açık saçma buluyordum. Hem senede kaç kere yapabilirsin ki? Etrafımdakiler de öyle düşünüyordu, kime söylesem;

- Aman dikkat et kendine!

- Aman bir yerini sakatlama, bilirim sen rahat durmazsın…

- Sağlam bıraktık, sağlam gel…

gibisinden nasihatler yağdırıyordu. Ama işte o cumartesi sabahı yok mu… Böyle garip bir heyecan oluyor insanın içinde o malzemeleri görünce. Tur bizi öyle dandik bir otele götürdü ki anlatamam. Sular kesilir, soğuk akar, elektrik kesilir… Otelin işletme sorunlarından bahsetmeye gerek bile yok. Neyse cumartesi sabahına gidelim biz iyisi mi… Önce otelin kayak malzemelerinin olduğu yere gittik; oradan bot ve board kiraladık. Daha sonra şu su geçirmeyen eşofmanlardan (adı var da unuttum ya) aldık, sonra da kar maskesi ve gözlük (gözlükler çok güzel, benimkisi sarı :) ama çok para ya… Mantıksız.) aldık. Funda’ya bir de su geçirmeyen eldiven aldık. Bu arada hava inanılmaz kötü. Baya baya tipi var ama bize ko-maz, attık kendimizi kara. Çok soğuk ama özlemişiz :) Her daim kara hasretiz, nasıl oluyor bu anlamıyorum gerçekten.

En sonunda sarındık, sarmalandık, gözlüklerimizi takıp çıktık en amatör piste. “Aptal Ağacı” denilen bir ağaç varmış ona kadar çıktık. Bütün amatörler orada toplanmış :D Ayaklarımızı bir güzel bağladık boarda. İnsanın içi içine sığmıyor. Aman allahım o nasıl birşey! Ayağa bile kalkamıyorum! Bir öne düşüyorum dizlerimin üzerine, bir arkaya…  Kafa üstü, kol üstü… Sonra biraz etrafı izledim, insanlar nasıl kalkıyor diye baktım. Evet kalkmayı öğrendikten sonra 2-3 metre gitmeyi başarabilmeye başlamıştım 1 saat sonunda. (Ders almadım çünkü hava çok kötü aldığın dersten birşey anlamazsın dediler. Ben de zaten o kadar para vermek istemiyordum, tam oldu.) Öğlen oldu ama 2 saat boyunca dayak yemiş gibiydim. Her yerim ağrıyo ve acıyor… Parmaklarım, bileklerim, sağ omzum, belim, karnım, popom, dizlerim…

İnsan bu kadar hırpalanırken bu kadar mı eğlenir diye düşünürken aklımda şu sahne geliyordu habire ve geberiyordum hem ağrıdan, hem gülmekten. Bu kadar mı eğlenceli olur düşmek?

Öğle arasında kafileden Şadi Abi sağolsun birkaç teknik anlattı. Zaten 3 4 olayı varmış boardun da falan da filan da… Gel de yap ama adamın dediklerini… Öğleden sonra o tekniklere çalıştık ve gerçekten de 5 6 metreye çıkardık kayma mesafemizi :) Tabi tipiden dolayı bizim kaydığımız amatör piste gelen snowboardcular da asabımı bozmuyor değildi hani. Günün sonunda en azından ayağa kalkma olayını çözdüm sayıyordum kendimi…

Bu kadar olmasa ufacık veletler vızır vızır yanımızdan geçerek moralimizi bozuyordu

Bu kadar olmasa ufacık veletler vızır vızır yanımızdan geçerek moralimizi bozuyordu

[Fotoğraf : trondrj ]

Düşmüyor değildim tabi. Gaza gelip ağaçtan bir 20-30 metre daha yukarıya çıkıp denedim aşağıya inmeyi ama o ağaç oldu olalı öyle bir takla görmemiştir herhalde. Gözlükler bi yana, bere bi yana… Salak bir sırıtışla “aaaaah, oha!” diye kendime şaşırıyordum. Pat diye kalktım tabiki de ayağa, kendi düşen ağlamazmış (karnım inanılmaz acıdı ama, bide omzum, bide bileklerim büküldü) Sonra çok abartmadan, beni gören meraklı insanlarla göz göze gelmeden yavaş yavaş kaydım aşağıya… Yavaş kayınca ne güzel kayıyorsun işte çağdaş diyorum tabi kendi kendime bu arada.

Akşamına Mandıra denilen bir mekana gittik. İsminin Mandıra olmasına çok güldüm tabi, ama güzel mekandı allah için. Bütün alakasızlıkları içinde barındıran bir tasarımı vardı. Büyük klasik bir avize ve etrafındaki modern lambalar, yine modern bir bar tasarımı ama karşısında şömine ile oluşturulmuş fazlaca 80-90 havası taşıyan kanepeler, yer yer postlar, yer yer standlar… Böyle ilginç bir mekandı. Garip de bir ahengi vardı. Şarkılara hiç girmeyeyim :) insan eğlenmesini bilmeli diyip geçeyim.(haydi lilililili…)

Evet geldik ertesi güne… O kadar yorulmuşuz ki sabah kalkamadık. Yani uyandık, kalkamadık :)  Her yerimiz tutulmuş, kaslarımız gerilmiş hatta o acıyan yerlerimiz sanki daha da acır hale gelmişti, akşam dövdük seni çok sarhoştun deseler inanıcam, o derece… Hatta gece bacağımın ağrısına uyandım bir ara, kolumu yukarıya kaldıramıyordum ya düşün artık! Ama sabah piste bir gidişimiz var, sanki yıllardır kayıyoruz :) işin artistliği başka tabi. Board olunca insanın elindeki daha da başka havaya sokuyor insanı tabi. Cehennem gibi kalabalıktı, hava mükemmel, güneş vardı.

İkinci günün ilk dakikaları tam bir hayal kırıklığı tabi yine. Sanki dün yaptığım herşeyi unutmuşum! Hele Funda hiç kayamadı garibim… Meğer Funda’nın board karışmış, aynı desene sahip sol ayaklı bir board gelmiş ona. Sonra o sol deneyeyim bir de bakalım dediiiiii ve ondan sonra Funda kaymayı çözdü :) Valla çok şaşırdım kız kaydı gitti aşağıya kadar. Hayır o değil daha dün ayakta duramıyordu. Neyse ben de kendimi düşüneyim biraz dedim. Çalıştım çabaladım, çürüyen yerlerime tekrar tekrar düştüm.

Aha böyle söktük biz de kaymayı :)

[Karikatür : Yiğit Özgür]

Oha süper kaydım sonunda! :) Baya baya hıphızlı (bu kelimenin yazılışı ne kadar ilginçmiş :) ) kayarken pat diye durabiliyorum, ayak değiştirebiliyorum(yani sağdan sola geçiyorum), ayak ucunda kayıyorum, topuktan ayak ucuna geçebiliyordum. Hatta hard-core olarak ayaktayken boardumu çözebildim. Ama gel gör ki o tele-ski’ye bi türlü adapte olamadım :) abi düşüyorum ben ondan ya, kayarak nasıl çıkayım yukarıya ki ben? Kayarak aşağıya inilir :) Neyse, bir dahaki gidişimde onu da çözücem, çok pis tüyolar edindim Burak’tan. Artık tadını çıkarmaya başladık ki ne video ne fotoğraf hiçbirşey aklımıza gelmedi valla, çekemedik o sebeple. Vınnn diye iniyorduk aşağıya. Bir dahaki kayışımda sana söz video çekicem. Pazar günü o kadar eğlenceli geçti ki, sanki ömrümüzün en uzun haftasonuydu. (Sen ne diyosun ya hoca da tutmadık biz hatırlarsan. Çok cimriyiz evet.)

Günün sonunda vücudumda seratonin akıyordu kan yerine, o kadar güzel bir haftasonu tatiliydi ki… Gerek yok daha başka cümleye, gevezeleşip kendini kaybediyor insan düşündükçe.

Okur… Sen de yap.